Bi gün geldi, bi soru sordum kendime; cevabını bulmakta zorlandığım. O
kadar karışıktımki bilemedim neler olup bittiğini, kavramayamadım
içimde olanları.. Hatırladım, bi gün, bi gün daha geldiydi, aklımda bir
sürü sorunun gezdiği ama cevaplarımın olmadığı.. Soru bu ya, soru
olduğu için cevabı da yok bulamadığın sürece... Ama cevabından önce
sorunun nedenleri vardı kafamı karıştıran; kafamın karıştığı gibi
hayatımıda karıştıran; beni, yakınlarımı, dokunduklarımı, ruhumu..
Gönlümü. O kadarki içinden çıkılmaz bir sokağa girmiş gibi.
Yer kadıköy iskelesi, hareket ediyor vapur; kabataşa doğru. Son
durağıma, yolun bittiği yere. Hava soğuk ve güneşli. Rüzgar sert.
Martılarsa rüzgara inat tepemde, vapura eşlik ediyorlar; bir yandan
havada uçuşan ekmek, simit, kek, parçalarını artistik, seri ve yumuşak
hareketlerle yakalamaya çalışıyorlar. Başarıyorlarda; zaman zaman
rüzgarın inatçılığına ve hırçınlığına karşı koyamasalarda.
Tamda bu şarkı çalarken fonda
311 – Amber eşlik eder şu anda rüzgarın sesi ve yağmurun şırıltısı klavyede ses yapan parmaklarımın takırtısına, birde ortalığı sarmış ki bi toprak kokusu... Birden bastıran şu yağmura eşlik etsin diye paylaşıyorum 311 'in bu pek bir sevgi dolu, kıpır kıpır, kelebek uçar kalplere konar şarkısını. Ve yetinmeyip bundan sonra müzik keyfimede ortak ediyorum herkesi...
Ve beklenen an gelip çatıyor. Büyük güne iki gün den az bir süre kalıyor. Bugün son toplantımızıda organizasyonda yer alacak gönüllü arkadaşlarımızla berber yapıp planlamamızı gerçekleştirdik. Yapılacak çok iş var. Zamanımız az. Heyecanımız çok. İnanıcımız daha da çok. Ama olacak, hemde çok güzel olacak...
Yaşar mı yaşamazı derken... Yaşadı gerçekten. Bu sene de Barışarock'ta Yaşayan Kütüphane ile beraberdim. Bi konserlerim eksikti..!? Bi Bülent Ortaçgil'e Birde az da olsa Aylin Aslım'a eşlik edebildim. Ara sıra sahnelere uzak yerlerden kulak dolgunluğu olduğu kadarı ile... Cuma günü işte olduğum içinde hem Gevende'yi hemde Nev'i kaçırdığıma üzüldüm doğrusu!
Şu sıralar yepyeni ve yine ilk olacak (Türkiye'de) bir proje ile heycanım(ız) artmaya başladı Barışarock'ın yaklaşması ile... Neden mi? Çünkü bu proje; Tanımadığınız insanları tanımak için bir olanak, bilmediğiniz kitapları okumak için bir fırsat, önyargılarınızla tanışmak için bir buluşma yeri olacak..!?
Du-dumm... Uzun suredir yazamamanın acısını nasıl çıkarırım bimiyorum ama bu yazacağımı yazmassam olmaz. Sonra haberimiz olmadı demesinler, hemde duyurusunuda yapmış olayım buradanda ;) Kısa keselim ve gelelim sadede; 31 Ağustos, 1-2 Eylül tarihlerinde "ne varsa sokakta var..." diyoruz ve herkesi sanat adına Beyoğlu sokaklarına davet ediyoruz! =)
Ha öyle ha böyle derken gurup oluverdik birden bire ve yavaş yavaş... Gelmişken elimizede bir iş, aldı bizi bi telaşe, heyecan, hazırlık. Sahne, kostüm, koreografi, müzikler, poiler, staflar, pelerinler, kılıçlar, kristal toplar. Büyücü, savaşçı, 4 erkek bir kadın...
Amanda aman, bugünde doğum günümmüş mü ne? Klasik "yaşlanıyoruz", "ne çabuk geçiyo yav zaman", "1 yaş daha yaşlandık", gibi cümlelerin yanı sıra benim için bir türlü bi anlam ifade edemez oluyor şu doğum günü denilen gün. Ancak ve ancak kendisinin özel bir gün oluşluğu üzerinden yakınlarınızın ve sevdiklerinizin sizi hatırlaması ve sizi o gün özel hissetmenizi sağlamasının ötesinde bir şey değil. Dahası benim için hiç bir zaman özel bir gün olamadı. Olur mu? Onuda bilemiyorum tabiki. :s
Yeni bir iş; yeni bir hayat, yeni bir çizgi. Yeni bir başlangıç gibi... Bazen umutların kapısı bazende ekmek kapısı =) İşte pek sevinçli olduğum Taksim'deki mekanıma veda ettim yeni bir iş nedeni ile... Oysaki en büyük bağı Taksim ile aramda kurmuştum yıllardan sonra tekrar ve her gün çıkmaya başladıkça Taksim'e. Ya şimdi? Şimdi Etiler yolları taştan ;)