|
Sıcak ve nem'in bunaltıcı etkisinde yolun sonunu İstinye Park'ta bulduğum sinema günlüğümün ikinci filmi Meleker ve Şeytanlar (Angels & Demons) oldu. Müzede Bir Gece 2'den daha çok izlemeyi istediğim bir film olarak bende yer edinsede kaçırmış olmaktan dolayı nedense üzüntü duymuyordumda. Heleki filmin perdeye yansıdığı salon küçük ve sürekli kapısı açılan bir salon olursa iki gramlık keyfinizide kaybediyorsunuz.
Filmin kendisine gelmeden önce hatırlatmadan edemeyeceğim bir diğer hususta yağmurdan kaçarken doluya tutulmakla ilgili; her ne kadar sıcak ve nem'den rahatsız olduğum bir cumartesiye başlamış olmanın ardını sinema salonlarında donarak günü geçirmek benim için traji-komik bir sahneydi. Keşke üstüme birşey alsamıydım yoksa klimanın ayarını fazlamı kaçırmışlardı onu bile düşünemedim. Üşeyerek izleyedurdum filmleri. Bu filmle birlikte aklıma takılan bir hususta kitaptan beyaz perdeye uyarlamalar sırasında farklılıklar olsun olmasın, ister önce kitabı okumuş olalım ve sonra filmi izleyelim, ister tam tersini yapalım. Ya da bazılarımız kitabı okumadan sadece filmi izleyelim sonrada kitabı okuyanlarımız okumayanlarımız için "okumadan da birşey anlaşılmazki, bir sürü yer eksik, farklı..." v.s. desin gibi tartışmaların bir sona ulaşmayacağı bu paragrafında bir sonucu olmayacağı kadar gerçek. Kendi adıma konuşmak gerekirse hayatımda bir kere, Jean-Christophe Grangé'nin Taş Meclisi isimli kitabını okuduktan 5 yıl sonra beyaz perde uyarlamasına da heyecanla gitmiştim. Aradan 5 yıl geçmesine rağmen okuduğum ile izlediğim arasında ki tezatlıkları geçip tüm hayel dünyamın yıkılmasına şahit olmuştum. Sonraları Grangé'nin kitaplarının tümünü okuduğumdan birde Kızıl Nehirleri okurken sürekli kafamda anlamlandıramadığım görüntülerin canlanmsına şahit oluyordum; ne yazik ki kitabın son çeyreklerinde hatırladım çok daha önceleri filmini izlediğimi; ne acı. İlk ve son oldu. Ne bir daha okuduğumun filmine gittim nede izlediğimin kitabını okudum. Kendi adıma da en güzeli bu. Gelelim Melekler ve Şeytanlara. Her ne kadar Dan Brown'ın Melekler ve Şeytanları, Da Vinci Şifresi'nden önce yazmasına rağmen beyaz perdeye aktarımında Da Vinci Şifresine öncelik tanınmasının net olarak cevabını bulamasamda. Ortalıklarda söylentilerin Da Vinci Şifresi'nin daha popüler olmasından yana olduğunu göstermesi aslında Melekler ve Şeytanların beyaz perde uyarlamasının Da Vinci Şifresi'ne nazaran daha ez etki bırakması da tüm bu söylentileri doğruluyor kanımca. Cumartesinin azizliği mi? Sıcak mı, nem mi, soğuk mu, telefon mu, salon mu, kapı mı, küçük mü gibi sözcükler kafamda çalkalınırken üzerimde ki etkileri ile filme olan konsantrasyonum pek iyi değildi. Yinede Da Vinci Şifresi'nde de olduğu gibi Tom Hanks'ın performansı Melekler ve Şeytanlar'da da durdurak bilmiyor. Film bilim-din-intikam üçlüsü arasında yuvarlanıp gidiyor. Son çeyreğe girildiği yerlerde ise (aslında bittiğini sandığım) filmin daha da uzaması son çeyreğin girişinde yakaladıkları duygusal yoğunluğuda alt-üst ediyor, kırıp geçiriyor; tamda büyük patlama öncesi pederin vekilinin kahramanlık sahnelerinden sonra zor bela hayatta kalmasına ve arkasından gelişen olayların bir sürpriz gibi karşımıza çıkmasına rağmen biraz can sıkıyor. Yinede izlemeye değer ama izlenmediğinizde de kaybedeceğiniz birşeyin olmayacağı bir film. |
||
|
Copyright © 2003-2010 Ersin Yılmaz Tüm hakları saklıdır
|