| Belleğin Kış Uykusu |
| Yazar Ersin Yılmaz | |
| Salı, 22 Ocak 2008 | |
|
“Bir neden aramak, sevgiyi yok eder.
Sevilen bir şeye anlam uydurmak yalan söylemektir...” der,
Pascal Quingard. İşte, kitabına, “Belleğin Kış Uykusu”na bu
sözlerle başlıyor Mehmet Eroğlu. Sonrasında sanki bu sözü
test eder gibi, “neden” aramaya davet ediyor bizleri, davet
etmekle kalmıyor, nedenlerin kaynağını araştırırken karşımıza
çıkanlara yüklediği anlamlar ile bizlere mutlu hayat
ile acı hayat arasında şaşırtıcı tasvirleri ile ince bir çizgi
çiziyor. Bu çizgiyi romanın sonunda aydınlanacak tuhaf olaylar ile aktarıyor kaleme alıyor...
Epeydir Grange’nin kiptalarını okuyor olmaktan pek hayli zaman geçirmişim. Yani çok seyrek okumakla kalmayıp elime aldığım kitabı da hayli uzun zamanda bitiriyordum. Nitekim şimdi kalkıpta, Grange’nin polisye ve inanılmaz kurgusal yapıtlarndan çıkıp biraz daha edebi bir romana geçince; Türk bir yazarın, içinde insanı, belleği, mutluluğu, vicdanı ve sevgiyi barındırdığı, tüm bunları da hayli şaşıracağım betimlemeler ve tasvir ile satırlara dökerken bir yandan da sorgulattığı bi roman. Hatta zaman zaman edebiyat ile felsefe arasındaki sınırın silikleştiği... Tokat yemiş kadar oldum; başlarında daha ne olduğunu anlayamamış, bir sersemlik, bir şaşkınlık, bir okuduğunu anlayamamazlık durumlarından oldukça zor sıyrıldım....
İşte, Mehmet Eroğlu’nun “Belleğin Kış Uykusu”da bunun gibi birşey. Öte yandan hem bu yazar ile tanıştığım ilk roman, hemden uzun bir aradan sonra –ki ne uzun, taaa ortaokul yıllarım diyebilirim; sene 97’ler falan- okuduğum, tek edebi roman. Ayrıca hemen burada bir teşekkür etmem gerekiyor; bu kitabı bana tavsiye eden, hatta tavsiye etmekle kalmayıp kitabı hediye eden arkadaşıma, canım arkadaşım iyiki varsın... “Belleğin Kış Uykusu”na tekrar gelirsek, Mehmet Eroğlu’nun benzersiz kurgu ustalığıyla; aslında benzersiz diyebilmem için daha çok kitap okumalıyım, daha fazla yazar tanımalıyım, şurda topu topu kaç kitap okumuş, kaç yazar bilmişimdirki. Hatta bildğim yazarların kaç eserine dokunmuş. Eskilerden bildiğim, okuduğum ve hatırladığım yazarlar, Reşat Nuri Güntekin, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Peyami Safa, Sunay Akın... hımm dahası da gelmiyor aklıma. Neyse okuduklarıma, keza duyduklarımla beraber sohbet araları tartışmalarında aldığım verilere göre, ayrıca da bu kitabı okuyan bir kaç arkadaşımın da yorumlarını aklıma getirirsem, evet evet, benzersiz rahatlıkla diyebilirim; işte bu benzersizlikle ele alınan roman da kullanılan uslüp, tasvirler ve kurgusu ile sıradışı bir boyuta ulaşma hakkını elde ediyor. Demem odur ki, okuyunuz lütfen, tavsiye ediyorum tüm içtenliğimle. |