Karıştırmak...
Yazar Ersin Yılmaz   
Çarşamba, 06 Şubat 2008
Zor. Çok zor. Bi anlasam içinde bulunduğum durumu. Hislerime bıraksam kendimi. Öylece, saf ve sade; aklımı, mantığımı karıştırmadan. Bir bilebilsem nasıl birşey olduğunu. Zor, gerçekten zor. Oysaki yazabilsem yazasım, anlatabilsem anlatasım var ne kadar da çok. Ya şimdi kimin sesiyle kendimi avutayım, kimin sözüyle... Kimin varlığıyla iyi hissedeyim kendimi.
 
Peki yaşadığım ne? Yaşamak istediğim? Bu yaşanılanlar kim için. Ne için yaşamın içinde yaşanılanları yaşayamadan çırpınışlar. Hayat, yaşam. Ben. Nedir ayakta tutan beni, bu geceye doğru beni yalnız bırakan, tek başıma hissettiren.

Okadar tutkuyla bağlanmışken... Üstüne gidesim geldi hayatın ilk defa aklımı bir kenarı koyup, gidiyorum, üstüme geliyor ben gittikçe. Değişen bir şey olmuyormuş. Her durumda aynı sonuç. Ya hangisi daha iyi, daha az açı çektiren, daha kestirme ya da daha etkili. Değişen bir şey yoksa hangisini tercih etmeliyim tutumumun, yazı tura mı atmalıyım. Hayy ben böle işin içine... Yine aklım başımda değilken dahi her işe burnunu sokarcasına yalnız bırakmaz oluyor şu hislerimi. Sokuyor burnunu her durumda. Oysaki bu satırlarda böle uzaya gelmezdi buralara kadar. İki kelime söylerdim sadece. Belki üç. Susardım. O kadar derdim.

Karışık. Çok karışık. Karmaşıklık içinde karışmak. Ya da karışmaya çalışmak, sonra karıştırılmak. Karıştırmak istemek, ya da aday olmak karıştırmaya. Sonra bi bok olamadan daha çok karışmak.

Bi karıştırıcı olsam o halde bir bardak sıcak çayın içinde. Biri içse çayı. Ben erisem çayın içinde. Aksam o çayını yudumlarken içine... Karışsam, bedenine, kanına...

Bu kadar karıştırmasam kendimi. Hayatı. Yeter. Noktalama işaretleriyle ve kelimelerle anlaşmaktan öteye geçmek istiyorum. Bağırmak istiyorum. Haykırmak. Ama kime...

Sakin. Sus Ersin. Sustum.
yorumlar (0)add
hadi yorum yazalım


doğrulama kodunu yazınız


 
< Önceki   Sonraki >

kaç kişi burda

Şu anda 3 misafir bağlı
Ziyaretçiler: 73635