| Kavanoz Hikaye'm |
| Yazar Ersin Yılmaz | |
| Pazartesi, 01 Ekim 2007 | |
|
Bi gün geldi, bi soru sordum kendime; cevabını bulmakta zorlandığım. O
kadar karışıktımki bilemedim neler olup bittiğini, kavramayamadım
içimde olanları.. Hatırladım, bi gün, bi gün daha geldiydi, aklımda bir
sürü sorunun gezdiği ama cevaplarımın olmadığı.. Soru bu ya, soru
olduğu için cevabı da yok bulamadığın sürece... Ama cevabından önce
sorunun nedenleri vardı kafamı karıştıran; kafamın karıştığı gibi
hayatımıda karıştıran; beni, yakınlarımı, dokunduklarımı, ruhumu..
Gönlümü. O kadarki içinden çıkılmaz bir sokağa girmiş gibi.
Sokak bu ya çıkmaz ve ıssız olunca etrafta görülesi çok şey olmuyor; hatırlamak olanı biteni. Sokak bu ya; çıkmaz işte, geri çıkışı olmayan; arkana bakamadığın sürece... Sokak işte, çıkmaz.. Zira çıkar mı çıkmaz mı derken kendi kendime, o sıralar kapağı kapalı kavanozla eş gördüm kendimi. Neydiki bu kavanoz bu kadar hayatımla birebir örüteşebiliyordu. Ben oluyordu. Ben o oluyordum. Belkide kendi kendimi anlamama yarıyordu. Kendime baktığım soyut bir ayna sanki. Olsun. Kavanoz deyip geçmemek lazım ya önemli olan kendi kadar bir okadar da içindekilerdi çünkü... Lakin sonrasında kavanoz ile aramda garip bir ilişki kurdum. Evet evet o kavanoz bendim. Ve benim kadar bir okadarda kavanozun içinde yer alan kayalar, çakıllar, kumlar, sular da önemliydi.. Bunların kavanozun içinde nası ve ne kadar yer aldığıda. İşte ozamanlar kavanozumun içinin alt üst olduğunu gördüydüm kavanoz hikayesini hatırlayınca. Eh be Ersin dedim kendi kendime...
Sonrasında geçirdiğim bir haftalık sessiz, suskun, durgun ve hayatla ilişkisini koparmış, iletişimini kesmiş ben. Aslolan tüm bu kavanoz hikayesi ve hayattan uzaklaşış değildi, onca soru ve cevapsızlıktan sonra soruların nedenini bulabilmekti.. Aslolan kendimi anlayabilmekti.. Kendimi tanıyabilmek adınada bir adım daha atabilmekti; büyük bir adım.. İşte o koca bir hafta kavanozun içini olduğu gibi boşaltmıştım. Ama önemli olan birşeyde o kavanozun hayatına devam edebilmesi için kavanozun içinde en azından bir kaç parça birşeylerin olması gerektiğiydi.. Herhangi bir şey, kaya veya su ya da kum; kendi seçimimiz tamamen.. Bende ise bi kaya ile bir iki çakıl kaldıydı içinde... Niye boşalttım kavanozu bilemedim ilk anlar ama sanırım kavanoz yorulduğu içindi, her daim taştığı, yaralandığı, çatladığı ve bunların olduğu gibi kavanozun içindekilerin hepsinin etkilediği.. Bi çeki düzen vermek gerekti kavanoza. Evet çeki düzen; dışarıda kalan kayalarıda içeri almak mı, ya fazladan kum, az daha su, yada çakılları azaltmak mıydı mesele.. Hayır hayır.. Bu kavanoza neyin ne kadar gireceği değildi. Mesele kavanozun bu hayata dar geldiğiydi. Evet dar. Küçük. Yetersiz. İşte ozaman düşünmem gereken şey neyin ne kadar yer alacağı değil kavanozun hacmini nası büyüteceğim dert olduydu birde. Ve hemen ilk aklıma gelen cam cambazlığına soyunmak oldu, yapacaklarımın riskli olduğunu hatırlayarak. Sonra girdim kendi hayat mutfağıma ve yaktım fırınımı, kavanozun gevşeyebileceği derecelere ulaştırarak sıcaklığı, içindeki kaya ve bir kaç parça çakıl ile sürdüm fırına kavanozu... Ve uygun bir anda yavaş yavaş üfledim içine; usul usul, sakin, sessiz, sabırla.. Sıcak. Çok sıcak.. Evet, evet başardıydım.. Fırından çıktığımda kavanozu daha büyük gördüydüm. Daha parlak. Kendinde. Hem yükü yoktu ya içinde. Hem ateş ile yeniden bulmuştu hayatı, değiştirmişti kabuğunu, hacmini... Ama. Ama.. Dikkatini çeken birşey vardı, incelmişti. Kendi malzemesinden çalmıştı (yoktu başka çareside) tabi, büyümüştü ama incelmişti; daha hassas olmuştu, sert ama kırılgan... Daha dikkatli olması gerekiyordu artık kavanozun. Neyseki olan bitenin farkında olması iyiydi bir nebze. Büyümüştü ve yapacaklarını, dikkat etmesi gerekenleri biliyordu... Sonra oturdu. Kenarda bekleyen kayalarına, taşlarına, çakıllarına, kumuna ve suyuna da yeni hali ile merhaba dedi. Bi çeki düzende oradan verdi yeniden merhaba derken.. Ve yeni bir kavanoz, yeni bir hayat ile yeni bir merhabada demişti kendi kendine.. Hayat devam ediyordu.. Ettide.. Etmişte.
..miş ya. artık hayatın cilvesimidir kavanozun yerinde duramazlığımıdır yer yer sorun yaşamış yine.. Kavanoza girmek için çaba sarfedenler olmuş.. kavanozunda pek hoşuna gidermiş bunlar. Almak istermiş içeri.. Hayatına. Denemiş önce, olmamış. Tekrar denemiş. Tekrar... Yok yok. Olmuyor. Sanırım kavanoz yine boyundan büyük işlerin peşindeydi... Ama zaman.. Zaman çözüm getirmiş ardından sabırla bekleyen kavanoza ve bir an kavanozda değişime gidebilecegini düşünmüş.. Kısa süreli, sakin ve hızlı değişimler.. Artık ustası ya kavanoz kendi kendinin ve fırından sonra kendini daha iyi tanıda ya, artık neler yapabileceğini biliyordu. Ve bu değişim için ilk adımları azıcık içinden su boşaltıp bir kaç parca çakıl bırakarak başladı dışarı. Birazda kum. Sonra merhaba ufak bir kaya. Olmadı, yeri geldi iki kaya çıktı ve çokca kum geldi. Çakıl gitti yer yer su geldi. Derken kavanoz öyle bir refleks kazanmıştıki usta olmuş artık bu degişim işinde de. Ama çok dikkatliydi, bi kayanın bile fazladan bir kaç dakika dışarda kalması demek büyük sorunların habercisi demek olurdu onun için. Aynı şey yer yer çakıl kum veya su içinde geçerli idi.. Hayatının bir parcasıydı ya, suyu bile hor göremizdi azda olsa, yer kaplıyorsa da içinde. Ama olmadı, gün geldi bu değişimler kavanozun enerjisini tüketti. Değişim olması gerektiği yerde hareket edemedi. Değişimi boşverdi, içindekilerle ilgilenemedi. Bu halsizliğinden tükettiği enerjinin üzerinde bıraktığı etkisi ve süresi dolan çakıllar vardı, üstelik kavanozun dışında içeri girmesi gereken, mutlaka olması gereken kaya vardı, azıcık ta olsa biraz fazladan suya ihtiyaç vardı... İstekler arttıkça, değişimler daha çok durdu. Kavanoz direncini kaybetmeye başladı. Ne içeriden dayanabilir oldu nede dışarıdan. Artık bir an olmalıydı; ki tek bir hamle. Sadece tek bir hamlede bi çözüm bulabilmeliydi.. Peki ya neydi kavanozu buralara getiren böle.. Neydi bu kadar içeridekilerle dışarıdakileri birbirine düşüren. Neydi bu kadar dışardan müdaheleyi gerektirecek kadar inadına savaş açışlar. Neydi bu kadar içeriden ilgi bekleyen nazlanmalar, kırılmalar? Neydi kavanozun böylesi durumla başabaşa kalmasına sebep olan; kendisiydi tabi. Kendi tercihleri. Kendi uzmanlığı. Kendi ustalığı. Aslında birazda hayatın hareketliliğiydi. Cilvesi. Kavanoz hakkı olanı istedi hayattan. Sevdi, emek verdi, sabretti, disipline etti kendini, her adımında kararlı, her planınında istikrarlı oldu ama yetmedi işte. Unuttuğu bir şeyler vardı elbette... Neydi..? Bilemedi. O anı bekledi. Tek vuruşluk hamleyi. Bi çıkış yolu keşfetmeyi..
Gün geldi o çıkış yolu ufukta göründü. Ve orayı kendine hedef seçti, inatla, sabırla bekledi. Sokmadı o yol ile kesişen hiç birşeyi güzergahına. Varsa yoksa o çıkış yoluna ulaşabilmekti onun için önemli olan artık. Hayatına devam ederken zor bela... O an yaklaştı; bi çok şeyi istemesede, üzülsede, hüzünlensede, kırsada, kırılsada hayır dedi. Gitti. Gitti... Vardı. O yol.. O yol ada idi onun için. Herşeyden uzak; gürültüden, karmaşadan, yoğunluktan, müdahaleden.. Bir okadar sessiz; kendini dinleyebilecek, kendi sesini duyabilecek kadar... Bir okadarda sakin; aceleye gelmeden, usul usul...
Ve o an; yolculuğun başladığı geceye doğru. Karadan uzak. Suya yakın. Rüzgarın gönlünü okşadığı. Gecenin üstüne örtündüğü. Ve ada ve ben. Kavanoz... Kavanoz boş, okadar ki bir iki kum tanesi var sadece bu sefer. Kavanoz boş. Fırın yok. Ateş yok. Cam cambazlığına soyunmak yok. Sessizlik. Kendini dinleme vakti... Kavanozun her bir üyesi ile bir bir yüzleşme vakti, dertleşme vakti. Anlaşma... Bozulan sözleşmeler, imzalanan yeni anlaşmalar. Tablolar, öncelik sıraları, durma süreleri; gün gün, ay ay... Takvim. Karmaşıklık daha da mı karışık bir hal aldı yoksa daha derli toplu mu oldu? Yok yok... Yeni hal ile atılan taşlar durdu, yükselen sesler alçaldı, can sıkan nazlanmalar azaldı, içten tırmalayan eller çekildi. Kavanozda yerini alan aldı. Kenarda bekleyenler de bekler oldu usul usul, sırayla... Evet. Sessizlik. Hayatımda biraz sessizlik. Biraz hareketsizlik...
Yol devam ediyor. Sonunda ne olduğunu bilmediğim bir yer, gözümün önündeki toz bulutunun kalkması ile yeniden beliriyor. Yeniden belli ediyor yolun uzunluğu kendini. Yok olmasada daha da az içinde kaybolduğum cevaplar. Daha da net kendim için netleşen sorular. Biraz daha belirgin anlam veremediğim bildiklerim. Artık daha canlı umutlarım... Daha kendimdeyim.
Şimdi... Yeni(leyen) kavanoz, yeni anlayışıyla burada. Merhaba ona. Merhaba bana. Merhaba içimizdekilere... Sevgimize, gönlümüze, ruhumuza... Hayatımıza.
Anlaşmamıza. Belkide anlaşamamıza..!?
Kavanoz Hikaye'min ilgili olduğu sandığım diğer satırlarım...
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|