| Ve Yine Ben |
| Yazar Ersin Yılmaz | |
| Pazar, 03 Şubat 2008 | |
|
Ve yine ben, yine ince klavyem; kendim gibi, ince ekranım; gözümü
yormayan. Ve kelime işlemci; beyaz sayfa üzerinde birer birer sıralanan
harfler, boşluklar, noktalama işaretleri; her bir vuruşuma klavye
üzerinde parmaklarım ile; her bir tıkına karşılık gelen bir hareket.
Ve bu satırlar, kelimelerin yanyana gelerek bir cümle kurma çabası; anlam ifade etme ya da edememe. Tüm bunlar ne için ya, hissedileni; bi olaya, ana karşı verilen tepkinin içimizde uyandırdığı hislerin bizde bıraktığı etkisini ifade etme çabası mı? Ama kime, neye, niye? Kendimizi anlamak için mi? Düşüncelerimizi yavaşlatmak, her bir hareketin zihnimizdeki kapladığı yeri, bıraktığı etkiyi hesab edebilme, anlayabilme çabası mı? Sanırım hayır. Bu, bu kendini ifade etme isteği, hislerini paylaşma güdüsü; üstelik belkide bir insanın gör(e)meyeceği, oku(ya)mayacağı, anla(ya)mayacağı; hislerimizi, yaşadıklarımızı hisset(e)meyeceği ihtimali varken bile. Kime bu kelimeler ki? Kendimize değil, olmamalı. Belki bir gün okunur diye mi? Hissedilir. Bilinir. Ne faydası varki kendimize bunun. Hatırlanmak mı yoksa tek isteğimiz? Ölüm korkusu mu? Yok yok, bu korku o değil. Bu korku bildiklerimizi, hissetiklerimizi, tüm yaşamımız boyunca hafızamıza, duygularımıza düşüncelerimize kazıdıklarımızın, bir anda yok olmasının korkusu mu, kimseyle paylaşamadan. Belkide korku değil. Belki ifade etmek istediğimizi anlatmak istediğimizde, anlatmak istediğimizi bulamadığımız zaman kendimize anlatmamızdır; bu satırları alt alta dizmektir; kelimeler, cümleler... Klavye, kelime işlemci, ekran veya bir kalem, bir kağıt, bir mektup... Belki bir an, bu satırlara bakan gözlerin, bu karakterleri yanyana getirerek satırların dizilmesinin mimarı olan parmakların, klavye üzerinde dans etmesini sağlayan kişinin gözleri olmayacağı inancıdır. Belki de tıpkı, o anın, şu anda olduğu gibi bu satırlara bakan gözlerin “senin” olması gibi. Son olarak. O gözlere, ve o gözlerin uzandığı gönüle ulaşmak istememi başka nasıl ifade edebilirim? Bu isteğin, ne kadarda kendi gönlümüzden geldiği hissi ile yola çıkıyor olsakta... Bunu, parmaklarımın dokunduğu nesneler; klavyemin tuşları, kalemim, kağıdım... bu nesnelerin bir şekilde başka parmaklara dokunması ve o parmakların sahibi olan bedenin gönlüne kadar uzanan, karşılıklı; belkide iki gözbebeğinin bir anlık, belkide saliselik anda bile birbirlerine baktıklarında hisstiklerini anlatmaya yet(e)meyecek kadar değerli “duygular”ın ifade edilmeye çalışılması nasıl anlatabilirim? Gönülden gönüle uzanan bu derin yolun yolculuğunda, en ufak anın bile bizim için ne kadar değerli olduğunu ve dünyalara değişemeyeceğimiz bir tat –his, duygu- olduğunu... nasıl ifade edebilirimki? Ne demeli? Bilmiyorum. Ne kadar da çok kullanır oldum son zamanlarda “bilmiyorum”u. Bi düşüneyim, başka ne vardı? Boşver. Neyse. Susmak en iyisi. Şimdilik. Senin için sessizliğim. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|